İnovasyonun Ülke Ekonomileri Açısından Anlam ve Önemi?

İnovasyonun tarih boyunca ekonomik büyüme üzerinde derin bir etkisi olduğu bilinmektedir. 18. ve 19. yüzyıl sanayi devrimleri sırasında, buhar gücü ve elektrik gibi teknolojiler, İngiltere ve ABD gibi ülkeleri tarım ekonomisinden endüstriyel güç merkezlerine dönüştürdü ve bu süreçte yaşam standartlarını değiştirmiştir. Motorlu araçlar, antibiyotikler ve havacılık, 20. yüzyılda benzer şekilde çok büyük etkilere sahipti, çalışma şeklimizi değiştirdi ve gelişmiş dünyada güçlü ekonomik büyüme oranlarına ivme kazandırdı.

Ancak son 50 yılda ekonomistler, önemli ekonomik büyümeyi teşvik etme gücüne sahip daha az “çığır açan yenilik” olduğunu savunuyorlar. Kişisel bilgisayarlar, cep telefonları ve İnternet, yaşam biçimimizi yeniden şekillendirmiş olsa da, üretkenlikte büyük artışlara yol açmadı.

Bu, çoğu gelişmiş ülkede ekonomik büyümedeki yavaşlamayla aynı zamana denk geldi ve bu da geleceğe dair bazılarında karamsarlık yarattı. Ancak gerçekte, teknolojik gelişme, seyahat etme, alışveriş yapma, yemek yeme ve sosyalleşme şeklimizi giderek daha fazla etkileyen yıkıcı yeni işletmelerle hızla devam ediyor. İnovasyon, eskiden olduğu gibi getiri sağlamasa da, sadece gelişmiş dünyada değil, aynı zamanda Çin ve Hindistan gibi hızla yükselen ekonomilerde de büyüme ve istihdamı yönlendirmede kritik bir rol oynamaya devam etmektedir.

Ülkeler arasındaki rekabet arttıkça ve küresel büyüme yavaşlarken, inovasyona ve Ar-Ge’ye öncelik verme ihtiyacı hiç bu kadar güçlü olmamıştır. Ancak çoğu, inovasyon ve ekonomik büyüme arasındaki bağlantının yadsınamaz olduğu konusunda hemfikir olsa da, bu bağlantı aynı zamanda karmaşıktır ve politika yapıcıları bunun önemine ikna etmek sürekli çaba gerektirir.

Bu uyarılara rağmen, çoğu ekonomist, inovasyonun daha yüksek üretkenliğe yol açabileceği konusunda hemfikirdir; bu, aynı girdinin ekonomide daha büyük bir çıktı ürettiği anlamına gelir. Verimlilik arttıkça, daha fazla mal ve hizmet üretilir – başka bir deyişle, ekonomi büyür.

İnovasyonun savunucuları inovasyonun tüketiciler ve işletmeler için verimli bir döngü oluşturduğunu, çünkü üretkenlik arttıkça işçi ücretlerinin de arttığını, yani ceplerinde daha fazla paraya sahip olduklarını ve daha fazla mal ve hizmet satın alabileceklerini söylüyorlar.

Peki inovasyon nedir?

İnovasyon, yeni teknolojilerin yaratılması ve ekonomide kullanılması sürecidir. Ekonomistler genellikle teknolojinin çok geniş bir tanımını kullanırlar, bu nedenle inovasyondan bahsettiğimizde, sadece yeni makineler veya icatlar hakkında değil, aynı zamanda bir şeyler yapmanın yeni yollarını da düşünüyoruz.

İnovasyon bugünlerde oldukça moda bir kelimedir. İşletmeler ve hükümetler inovasyonun gücünden bahsediyor, üniversiteler kendilerini inovasyonun motorları olarak sunuyor ve şehirler San Francisco’daki Silikon Vadisi gibi inovasyon noktaları yaratmak için çaba gösteriyor. İnovasyonla ilgili söylem bazen biraz abartılı olabilir, ancak yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve uygulanması süreci ekonomiler için gerçekten oldukça önemlidir. Teknoloji, bazı ülkelerin neden diğerlerinden daha zengin olduğunu açıklamak ve ekonominin ne kadar hızlı büyüdüğünü veya büyüyüp büyümediğini belirlemek için büyük bir faktördür.

İnovasyon öyle gökten zembille inmez. Ülkeler, yeni fikirleri araştırmak ve bu fikirleri ekonomik olarak faydalı şeylere dönüştürmek için büyük yatırımlar yaparlar. İsrail ve Güney Kore gibi bazı ülkeler, milli gelirlerinin yüzde 4’ünden fazlasını araştırma ve geliştirmeye ayırmaktadır.

Peki inovasyona nasıl ivme kazandırabiliriz?

Yapay zeka (AI), nesnelerin interneti ve hızla gelişen nanoteknoloji gibi son teknolojilerle birlikte, bazen başka bir sanayi devriminin eşiğinde olduğumuzu hissediyoruz. Peki, inovasyon ekosistemlerimizi büyümeyi sağlayacak şekilde nasıl besleyebilir ve geliştirebiliriz?

Tarihsel olarak, iş dünyası, akademi ve hükümet yeni fikirleri kârlı girişimlere dönüştürmek için birlikte çalıştığında Ar-Ge ve inovasyon başarılı olmuştur. 1990’larda Stanford ve UC Berkeley gibi üniversitelere federal hükümet fonlarının akışının, daha sonra Google ve Facebook’un benzerlerini doğuran gelişen bir ekosistem oluşturmaya yardımcı olduğu Kaliforniya merkezli Silikon Vadisi’ni bu bağlamda ele alabiliriz.

İnovasyon, daha geniş politika gündeminin bir parçası olarak görülmelidir. İnovasyon, ekonomik büyümeyi yönlendirmeye ve yoksulluk ve sağlık gibi sosyo-ekonomik sorunları ele almaya yardımcı olur. Büyümeyi artıran birçok inovasyon aynı zamanda sosyal zorlukları da ele almaktadır. Örneğin, yoksullukla ilgili etkiler girişimci faaliyetlerde bulunma fırsatlarını önemli ölçüde etkileyebilir (örneğin, kötü sağlık, çalışanların potansiyel üretkenliğini azaltır.), böylece sosyal zorlukların üstesinden gelinmesi büyüme süreçlerini de teşvik edebilir. 1960’larda Hindistan’ın Yeşil Devrimi’nde inovasyon, yüksek verimli tohum türlerinin ortaya çıkmasına, gübre ve sulama kullanımının artmasına yol açtı ve bu da tahıl üretiminde önemli bir artışla sonuçlandı. Bu sadece tarımsal verimliliği artırmakla kalmadı, aynı zamanda ülkenin yoksul kesimleri arasındaki gıda kıtlığını da önemli oranlarda azalttı.

Küreselleşmenin de gelişmekte olan ekonomilerde büyüme ve inovasyon üzerinde etkileri mevcuttur. Bunlar şöyledir:

  • Ulusal pazarları yabancı rakiplerin ürünlerine açmak, rekabeti güçlendirmenin ve yerli üreticilerin pazar gücünü azaltmanın güçlü bir yoludur. Firmalar ayrıca toplam faktör verimliliğini ve inovasyon performansını artırarak rekabete tepki verirler.
  • Şeffaflık, yabancı bilgi birikimine ve teknolojilere erişimi kolaylaştırır
  • Ticaret entegrasyonu, ölçek ekonomilerine ve uzmanlaşmaya olanak tanır.
  • Ticari şeffaflık, ekonomileri karşılaştırmalı üstünlüğe sahip sektörlerde uzmanlaşmaya yönlendirir ve bu nedenle ülkelerin üretim ve yenilik yapılarının refahı artırıcı yeniden yapılanmasını teşvik edebilir.

Bununla birlikte, şeffaflık, küresel bilgi stoklarından yararlanma fırsatları sunarken, ulusal endüstrilerde yenilik kapasitesinin geliştirilmesi, destekleyici politika önlemlerini (örneğin, finansmana erişim, uygun becerilerin geliştirilmesi) gerektirir. İnovasyon kapasitesi inşa etmek için birçok faktör gerekli olabilir; işletmeler için finansmana erişim sağlamayı, girişimcilik koşullarını kolaylaştırmayı ve nitelikli insan sermayesine erişimi iyileştirmeyi içerir. Tamamlayıcı politikalar, özellikle daha kapsayıcı kalkınma açısından istenen faydaların üretilmesi için kritik öneme sahiptir.

Gelişmekte olan ülkelerde inovasyon iklimi nasıldır?

Gelişmekte olan ülkelerde eğitim seviyeleri düşüktür ve bu, bu ülkelerde inovasyonun gelişmesi ve yayılmasının önünde önemli bir engeldir. Aslında, eğitim ihtiyaçları ile sanayileşmenin farklı aşamaları arasında net bir ilişki kurulabilir. Sanayi öncesi aşamada, eğitim ihtiyaçları sadece temel okuryazarlığı gerektirmekte iken, endüstriyel aşamada, daha profesyonel ve orta düzeyde beceriler gereklidir. Post-endüstriyel aşamada ise nüfusun geri kalanının en azından fonksiyonel okuryazarlığa sahip olduğu yükseköğrenim görmüş önemli bir nüfus payına ihtiyaç vardır.

Yönetişim koşullarıyla bağlantılı iş ortamının kalitesinin inovasyon performansları üzerindeki etkisi de aşikardır. Ancak, iş ortamının değerlendirilmesine biraz temkinli yaklaşmak gerekiyor. Kalite, kendi değerleri ve kültürel özellikleri ile ülkelerin kendi perspektifinden görülmelidir. Finansal şeffaflığın olmaması, bazı kültürlerde mutlaka bir sorun değildir. Öte yandan, söz konusu kültür ne olursa olsun, girişimciyi işletmesini kurmak için yüzlerce izin almaya zorlayan bürokratik bir iklim bir sorundur. Daha genel olarak, bir iş ortamının kalitesini değerlendirirken, yasaların resmi görünümünün ötesine geçmek ve ekonomik birimler arasındaki işlemleri düzenleyen az ya da çok gayri resmi ilişkileri göz önünde bulundurarak yasaların pratikte nasıl uygulandığını incelemek çok önemlidir.

Son olarak, altyapı eksikliği sorunu var. Birincil faktör elbette, telekomünikasyon altyapısıdır. Telekomünikasyon (potansiyel) girişimciler için en önemli araçtır. Cep telefonu teknolojisi, gelişmekte olan ülkelerde telekomünikasyon koşullarını değiştirmiştir. Bununla birlikte, tele-yoğunluk, bazı gelişmekte olan ülkelerde, kalkış için asgari eşik olarak kabul edilebilecek olanın (yaklaşık yüzde 30) altında kalarak zayıf bir görünüm sergilemektedir. Cep telefonu teknolojisinde kaydedilen ilerleme, bağlantıda hızlı gelişmelere yol açabilir, ancak daha fazla internet penetrasyonu gerekliliğini çözmez – bu, çoğu gelişmekte olan ülkede oldukça düşük kalmaktadır. Ancak gelişmekte olan ülkelerde inovasyon için altyapı ihtiyaçları telekomünikasyonla sınırlı değildir. Yol ve diğer ulaşım altyapısının yanı sıra sanitasyon, su ve diğer sistemler birincil öneme sahiptir.

Buraya kadar inovasyonun ekonomik büyüme açısından önemine değinilmiştir. Şimdi de araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) harcamalarının inovasyon açısından önemi ve temel Ar-Ge harcama istatistiklerini verelim.  İnovasyonun bel kemiği konumunda olan Ar-Ge, bilgi, ürün ve teknolojilerin yaratılmasında temel öneme sahiptir. Ar-Ge, insan bilgi birikimini artırmak ve buna dayalı yeni uygulamalar tasarlamak için sistematik bir temelde yürütülen yaratıcı çalışmaları içerir. Ar-Ge terimi üç faaliyeti kapsar: temel araştırma, uygulamalı araştırma ve deneysel geliştirme. Temel araştırma, görünürde herhangi bir özel uygulaması veya kullanımı bulunmayan ve öncelikle olgu ve gözlemlenebilir olayların temellerine ait yeni bilgiler edinmek için yürütülen deneysel veya teorik çalışmadır. Uygulamalı araştırma yeni bilgi edinmek için yapılan özgün araştırmadır. Bununla birlikte, öncelikle belirli bir pratik amaç veya hedefe yöneliktir. Deneysel geliştirme, yeni malzemeler, ürünler veya cihazlar üretmeye, yeni süreçler, sistemler ve hizmetler kurmaya veya halihazırda üretilmiş veya kurulmuş olanları önemli ölçüde iyileştirmeye yönelik, araştırma ve/veya pratik deneyimden elde edilen mevcut bilgilerden yararlanan sistematik çalışmadır.

OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) veri tabanından alınan veri setine göre OECD ülkeleri, Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payı Şekil 1’de verilmiştir. Şekil 1’de Türkiye’nin 2021 yılı verisi, TÜİK tarafından 26.10.2021 tarihinde yayınlanan 2020 yılı Araştırma-Geliştirme Faaliyetleri Araştırması’ndan gelmektedir. Şekil 1’e göre öne çıkan bulgular şöyledir:

  • Türkiye 2019 yılına göre artış göstererek 2020 yılında Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payı %1,09 düzeyinde gerçekleşmiştir. Türkiye genel olarak 2000 yılından 2020 yılına kadar (dahil) istikrarlı bir artış gösterse de söz konusu bütün yıllarda Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payı OECD ve Avrupa Birliği ortalamalarının altında kalmıştır.
  • OECD ortalaması Türkiye ile karşılaştırıldığında Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payı 2000 yılında Türkiye’nin 4,47, 2019 yılında ise 2,63 katı kadardır.
  • Avrupa Birliği ortalaması Türkiye ile karşılaştırıldığında Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payı 2000 yılında Türkiye’nin 3,60, 2019 yılında ise 1,99 katı kadardır.
  • OECD ortalaması Avrupa Birliği ile karşılaştırıldığında Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payı 2000 yılında Avrupa Birliği’nin 1,24, 2019 yılında ise 1,17 katı kadardır.
  • Son 20 yıldaki Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki ortalama payı Türkiye’de %0,75,  son 19 yıldaki Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki ortalama payı OECD ülkelerinde %2,24, Avrupa Birliği ülkelerinde ise %1,86’dır.

Şekil 1: Ar-Ge Harcamalarının GSYH İçindeki Payı (%)

Kaynak: OECD ve TÜİK

Şekil 1’e göre bulgular bütüncül bir yaklaşımla değerlendirildiğinde Türkiye’deki Ar-Ge harcamalarının milli gelir içerisindeki payının genel olarak istikrarlı artış trendinde olması sevindiricidir. Ancak bu olumlu gelişme yeterli değildir. Peki ne yapılmalıdır? İstatistikler önümüzdeyken en yalın şekilde şöyle bir hedef koyulabilir; en azından Avrupa Birliği Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payını kendimize hedef olarak belirleyebiliriz. Alt yapı ve ekosistem önemli olduğu için inovasyon enstitülerinin kurulması ve toplumsal farkındalık faaliyetlerine başlanılması ve yatırım ortamını olumsuz etkileyen faktörler (örneğin, bürokrasi, güvenlik, göçmen politikaları, döviz kurları, enflasyon, faiz, adalet sistemi gibi faktörler)’in olabildiğince stabil hale getirilmesi önemlidir. Şimdi Ar-Ge harcamaları ve Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payı artırılsın diyeceğim ama Ar-Ge harcamaları nereye ve nasıl harcansın? Neticede ülke kaynakları sınırlı ve ülkemiz bu konuda inisiyatif almalıdır. Bu soru önemli çünkü Ar-Ge yatırımı sonunda neyin vaat edildiği önemlidir. Daha açık bir ifadeyle, Ar-Ge yatırımlarının yüksek katma değer üretmesi ve yüksek teknoloji sınıfını içerisinde barındırmalıdır. Bu yatırımlar yüksek katma değer üreten hizmet sektörüne yapılacağı gibi yüksek katma değer üreten reel sektöre de yapılabilir.

Özetle, inovasyonun ülke ekonomileri açısından önemi ve inovasyonun belkemiği konumundaki Ar-Ge harcamaları ele alınarak farkındalık oluşturulması amaçlanmıştır.

Faydalı olması dileğiyle.

Bilimle, teknolojiyle ve inovasyonla kalınız.

Yararlanılan Kaynaklar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s