Öne çıkan

Küresel Ekonomik Beklentiler 2021 Ocak Dönemi Raporu

Dünya Bankası tarafından 5 Ocak 2021 tarihinde 234 sayfalık Küresel Ekonomik Beklentiler (Global Economic Prospects) raporunun Ocak 2021 sayısı yayınlanmıştır. Raporda ağırlıklı olarak COVID-19 pandemisinin ekonomik etkileri değerlendirilmiş, projeksiyonlar çizilerek sonuçları analiz edilmiş, ardından küresel toplumun ihtiyaç duyduğu alınacak politika tedbirleri ortaya konularak önerilerde bulunulmuştur. Bu yazımızda raporda yer verilen küresel ekonomik görünüm, Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölge ülkeleri ile Avrupa ve Batı Asya (ECA) bölge ülkelerine ilişkin ekonomik görünümlerde öne çıkan bulgular ele alınmıştır. Küresel Ekonomik Beklentiler Raporu’nun 2020 Ocak dönemi sayısında öne çıkan bulgular başlıklara göre şöyledir:

Küresel Ekonomik Görünüm

COVID-19 pandemisi, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı ve ikinci Dünya Savaşı’nın neden olduğu küresel durgunluktan daha derin küresel bir durgunluğa neden olmuştur. Küresel ekonomik faaliyet yeniden büyüyor olsa da öngörülebilir gelecekte olağan faaliyetlere dönülmesi olası değildir. Ciddi sayıda can kaybına neden olan salgın, aynı zamanda milyonları aşırı yoksulluğa sürüklemiştir. Uzun bir süre boyunca faaliyet ve geliri pandemi öncesi eğilimlerinin çok altında kalan bireylerin üzerinde kalıcı yaralar bırakması beklenmektedir. Küresel ekonomik çıktı, COVID-19’un tetiklediği ekonomik durgunluğun ardından toparlansa da, uzun bir süre için pandemi öncesi eğilimlerin altında kalacaktır. Pandemi, on yıllık bir küresel borç birikimi dalgasıyla ilişkili riskleri daha da kötüleştirmiştir. Pandeminin önümüzdeki on yılda potansiyel büyümede uzun zamandır beklenen yavaşlamayı da hızlandırması muhtemel görülmektedir.

Gelişmiş ekonomilerin, 2021 ve 2022 yıllarında sırasıyla yüzde 3,3 ve yüzde 3,5’e ulaşması öngörülen büyümenin yaygın aşılama ve maliye politikalarındaki kısmi genişleme ile birlikte para politikası düzenlemeleri sayesinde toparlanması beklenmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde büyümenin 2021’de yüzde 5’e, 2022’de yüzde 4,2’ye yükselmesi öngörülse de iyileşme büyük ölçüde Çin’in beklenen toparlanmasını yansıtmaktadır.

Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) Bölgesi Ekonomik Görünümü

Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) ülkelerindeki üretimin 2020’de yüzde 5,0 daraldığı tahmin edilmektedir. COVID-19 kaynaklı aksaklıklar petrol fiyatları ve petrol talebindeki keskin düşüşle birlikte kendini göstermiştir. MENA ülkelerindeki petrol ihracatçılarının üretiminin 2020’de yüzde 5,7 daraldığı tahmin edilmektedir. Bu daralma, bölgede zaten yavaşlayan büyümeyi daha da şiddetlendirmekte ve pandemi öncesi kişi başına gelir kayıplarını artırmaktadır. Pandemi kontrol altına alındığında ve kısıtlamalar hafifletildiğinde küresel petrol talebi artarken ve politika desteği devam ederken büyümenin 2021’de yüzde 2,1’e yükselmesi beklenmektedir.

Ancak pandeminin bölgede kalıcı ekonomik izler bırakması ve potansiyel büyümeyi azaltması beklenmektedir. COVID-19’un yeniden alevlenmesi, jeopolitik gerilimler ve siyasi istikrarsızlıkla ilgili daha fazla sorun alanlarının olması, petrol fiyatları ve ödemeler dengesi üzerinde aşağı yönlü bir görünümün ortaya çıkmasına neden olan risklerdir. Petrol ihracatçı ülkeler arasında, petrol talebinin normalleşmesi, OPEC ve petrol üretim kesintilerinin planlı bir şekilde gevşetilmesi, politika desteği ve yerel salgınla ilgili kısıtlamaların kademeli olarak kaldırılmasıyla büyümenin 2021’de yüzde 1,8’e çıkması beklenmektedir. Suudi Arabistan’da pandemi sırasında ertelenen kamu sermayesi yatırım projelerinin yeniden başlaması büyümeyi destekleyecektir. İran’daki büyümenin iç tüketim ve turizmin normale dönmeye başlaması ve COVID-19’un seyrinin stabil hale gelmesiyle toparlanması beklenmektedir. MENA bölge ülkelerinde piyasa fiyatlarına göre reel GSYH’da büyüme tahminleri ve 2021 öngörüleri Tablo 1’de verilmiştir.

Tablo 1: Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) Bölge Ülkelerinde Piyasa Fiyatlarına Göre Reel GSYH Tahminleri (%)

Kaynak: Dünya Bankası verilerinden tarafımca düzenlenmiştir.

Avrupa ve Batı Asya (ECA) Bölgesi Ekonomik Görünümü

ECA ülkelerinde COVID-19’un yeniden alevlenmesi faaliyetlerde kalıcı kesintilere neden olduğu için bölgesel ekonominin 2021’de yüzde 3,3 büyümesi beklenmektedir. Virüsün hızlı yayılması ve artan jeopolitik gerilimlerle birlikte ECA ekonomilerinin yaklaşık yüzde 75’indeki aşağı yönlü revizyonları yansıtan bölgesel tahminler 2021’de daha da düşürülmüştür. Pandeminin ekonomik etkilerinin giderek azalması ve ticaret ve yatırımdaki toparlanmanın ivme kazanmasıyla ECA ülkelerindeki büyümenin 2022’de yüzde 3,9’a yükselmesi beklenmektedir. 2022’deki iyileşmeye rağmen, GSYH’nin pandemi öncesi döneme göre tahminlerin yaklaşık yüzde 3 altında kalması beklenmektedir. 2020 yılında ekonomilerin yaklaşık beşte birinde salgın nedeniyle kişi başına düşen gelir, beş veya daha fazla yıl boyunca kaybedilmiştir. Ayrıca salgının, yatırım ve beşeri sermaye birikimi üzerindeki zararlı etkileri nedeniyle uzun vadede verimlilik artışındaki yavaşlamayı daha da şiddetlendirmesi beklenmektedir. Orta Avrupa’da büyümenin 2021’de yüzde 3,6’ya yükselmesi öngörülmektedir. Bu öngörü Euro bölgesinde faaliyet hacminin artmasıyla birlikte ticaretteki toparlanmayla da desteklenmektedir. Ancak COVID-19 vakalarındaki son artışla birlikte ekonomik görünüm tahminleri düşürülmüştür. Sıfıra yakın politika faiz oranları olan Macaristan, Polonya ülkeleri de dahil olmak üzere olağanüstü politika düzenlemelerinin 2021 boyunca devam etmesi beklenmektedir. ECA alt bölgeleri arasında en yüksek oranda mali destek paketi GSYH’nın yüzde 9’uyla Orta Avrupa ülkelerinde gerçekleşmiştir. COVID-19 ile mücadelenin bir parçası olarak Orta Avrupa ülkelerine yönelik hazırlanan Avrupa Birliği (AB) yapısal fon paketi orta vadeli büyümeyi desteklemektedir.

Türkiye ekonomisi 2020’de daralmadan kaçınmış ve kredilerdeki önemli artışla birlikte işlem tahmini yüzde 0,5 oranında artırmıştır. İç talepteki toparlanmanın sürmesi ile büyümenin 2021’de yüzde 4,5’e yükselmesi beklenmektedir. Politika faiz oranındaki artışlara rağmen Türk lirası ABD doları karşısında yeniden düşüşe geçmiştir. Bu durum bilançoları aşındırmış ve ek döngüsel karşı politika tedbirlerine başvurulmuştur. Yeni COVID-19 vakalarındaki keskin artış beklenenden daha zayıf uluslararası turizm talebi oluşturmuş, daha sıkı para politikası uygulanması ise ekonomik iyileşme üzerinde baskı yaratmıştır.

Denemelerde yüksek etkinlik oranlarına sahip birden fazla COVID-19 aşısının geliştirilmesine rağmen ekonomik görünümün riskleri hala yüksektir. ECA ülkelerinde kısa vadeli büyüme görünümü bazı ülkelerde sosyal refah düşüşleri, yeniden tırmanan jeopolitik gerilimler ve yeni vakalardaki artışla birlikte daha da belirsiz bir hal almıştır. Birkaç Euro bölgesi ülkesi, ECA’daki dış talebi zayıflatabilecek ülke çapında kapanmaları yeniden uygulamaya zorlanmıştır. Benzer şekilde, ECA içinde artan vakalar daha katı kısıtlamalar getirebilir.

Seyahatteki gerileme uzun sürerse, özellikle turizme bağımlı Orta Avrupa, Türkiye, Batı Balkan ekonomilerinde büyüme tahminleri çok daha zayıf bir seyir izleyebilir. COVID-19 aşılarının üretimi, tedariki veya dağıtımındaki gecikmeler, beklenenden düşük aşı etkinliği veya pandemiye bağlı kısıtlamaların devam etmesi de ekonomik iyileşmeyi geciktirebilir. Dağıtım ve aşılamanın zorlukları, sağlık hizmeti kapasitesinin ECA’nın diğer bölgelerinden daha zayıf kalan Orta Asya’da özellikle artmaktadır. ECA bölge ülkelerinde piyasa fiyatlarına göre reel GSYH’da büyüme tahminleri ve 2021 öngörüleri ise Tablo 2’de verilmiştir.

Tablo 2: Avrupa ve Batı Asya (ECA) Bölge Ülkelerinde Piyasa Fiyatlarına Göre Reel GSYH Tahminleri (%)

Kaynak: Dünya Bankası verilerinden tarafımca düzenlenmiştir.

Faydalı olması ve farkındalık oluşturması dileğiyle.

Bilimle ve teknolojiyle kalınız.

Yararlanılan Kaynaklar

  • World Bank. 2021. Global Economic Prospects, January 2021. Washington, DC: World Bank. DOI: 10.1596/978-1-4648-1612-3. License: Creative Commons Attribution CC BY 3.0 IGO.
  • Microsoft Corporation. (2016). Microsoft Excel. Retrieved from https://office.microsoft.com/excel
Öne çıkan

Türkiye’nin İmalat Sanayi Teknoloji Düzeyi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 8 Eylül 2020 tarihinde Girişimcilik ve İş Demografisi istatistikleri yayınlanmıştır. İş Demografisi, temel yöntem ve yaklaşımları Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (EUROSTAT) ve OECD tarafından belirlenmiş ve bu yönüyle de uluslararası karşılaştırılabilirliği olan bir çalışmadır. İş Demografisi göstergeleri, “Girişimcilik” konseptinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Temel veri kaynağı, Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) sicil tabloları ile yıllık ve dönemlik beyannameleridir. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verileri de sistemin diğer önemli kaynağını oluşturmaktadır. Girişimcilik ve İş Demografisi çalışması temel olarak aktif girişimlere ilişkin doğum, ölüm, hayatta kalma ve büyüme dinamiklerini ölçmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma kapsamında ise Girişimcilik ve İş Demografisi istatistiklerinden yıllara göre doğan firmaların teknoloji düzeyi ele alınmıştır.

Adı geçen istatistiklerden ortaya konulan bulgulardan ilki imalat sanayinde doğan girişimlerin sayıları olup, teknoloji düzeyine göre Şekil 1’de verilmiştir. Şekil 1’e göre öne çıkan bulgular şöyledir:

  • Yıllar itibariyle bakıldığında düşük teknoloji sınıfında doğan girişimlerin sayısı 2012 yılında en yüksek düzeye ulaşırken 2015 yılında en düşük seviyesinde seyretmiştir. Düşük teknoloji seviyesinde dalgalı bir seyir ortaya çıkması gelişmiş ülke ekonomilerinde ürkütücü bir tablo görülmemektedir. Aksine eğer düşük teknoloji düzeyindeki firmaların sayısının giderek azalırken diğer teknoloji seviyelerinde ve özellik yüksek teknoloji seviyelerinde artış görülmesi ülke ekonomileri açısından olumlu yorumlanması gereken bir göstergedir.
  • Benzer şekilde yıllar itibariyle orta düşük teknoloji sınıfında doğan girişimlerin sayısı da dalgalı bir seyir izlemiştir. 2019 yılında ise bu teknoloji sınıfında doğan girişimlerin sayısı en düşük seviyede gerçekleşmiştir.
  • Bahsedildiği üzere ülke ekonomileri açısından önem arz eden teknoloji sınıfları orta yüksek ve yüksek teknoloji sınıflarıdır. Bunun altında yatan temel sebepler arasında bu teknoloji sınıfında üretilen ürünlerin yüksek ekonomik katma değer oluşturma potansiyelleri bulunmaktadır. Orta yüksek teknoloji sınıfında doğan girişimlerin sayısına bakıldığında genel olarak istikrarlı bir artış seyri izlediği görülmektedir. Benzer şekilde 2014 ve 2015 yılları dışarda bırakılırsa yüksek teknoloji sınıfında da benzer bir resim ortaya çıkmaktadır. Orta yüksek ve özellikle yüksek teknoloji seviyesinde doğan girişimlerin sayısının artması ülkenin ekonomik kalkınmasına, büyümesine ve ülke ekonomilerinin rekabetçi olabilmesine büyük katkı sunmaktadır. Ancak açık ara mutlak bir katkıdan bahsedilebilmesi için düşük ve orta düşük teknoloji sınıfındaki firmalardan orta yüksek ve yüksek teknoloji sınıfına geçişkenliklerinin olması ve firmaların belirli ölçeğe ulaşması gerektiğini burada ifade etmek gerekir. Yani aslında burada ters orantılı bir varsayımdan bahsediyoruz; orta yüksek ve yüksek teknoloji seviyesindeki firma sayıları artış beklerken düşük ve orta düşük teknoloji sınıfındaki firmaların sayısı doğrusal olarak azalması gerekir. Diğer taraftan girişimlerin ya da firmaların teknoloji düzeyi yükseldikçe istihdam katma değeri, diğer bir deyişle istihdam edilen çalışan sayısı azaldığı bilinen bir gerçektir. Burada istihdam sayılarının yüksek teknoloji düzeylerinden dolayı azalması işsizliği artırarak sosyal bir sorun ortaya çıkaracağı aşikardır. Ancak bu sorunun da imalat sektörü özelinde bir çözümü bulunmaktadır. Devletin süper teşviklerle yüksek teknoloji sınıfında büyük ölçekli firmalar oluşturması ve belirli seviyeye kadar onları teşvik etmesi gerekir tıpkı Güney Kore’de olduğu gibi. İlk etapta bu durum oluşacak yüksek sabit maliyetlerden ve firmanın stabil hale gelebilmesinden dolayı bir zorunluluktur. Bu noktada Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2023 yılında en az 10 Turcorn oluşturma çabası yerinde bir karardır, ancak bunun gerçekleştirilmesi görüldüğü kadar kolay değildir. Bunun için ekonominin ve diğer yatırımı etkileyen pek çok faktörün stabil hale getirilmesi gerektiği de unutulmamalıdır. Zira ekonomiyi sadece ekonomik faktörlerle açıklayamayız. Uygun yatırım ortamı her açıdan tesis edilmesi gerekir göçmen politikaları da dahil olmak üzere.

Şekil 1: İmalat Sanayinde Doğan Girişimlerin Sayısının Teknoloji Düzeyine Göre Dağılımı, 2011-2019

Kaynak: TÜİK verilerinden tarafımca analiz edilmiştir.

Girişimcilik ve İş Demografisi istatistiklerinden imalat sanayinde doğan girişimlerin oranı ise yıllar itibarıyla Şekil 2’de verilmiştir. Şekil 2’ye göre öne çıkan bulgular şöyledir:

  • Orta yüksek teknoloji sınıfında doğan firmaların oranına bakıldığında aslında en olumsuz tablonun 2012 yılında olduğu görülmektedir. Bu yılda doğan firmaların oranı 7,9 seviyesinde kalmıştır. Bu sınıfta doğan girişimlerin oranının en yüksek olduğu yıl ise %9,71 ile 2019 yılı olmuştur.
  • Yüksek teknoloji sınıfında doğan firmaların oranına bakıldığında ise keskin azalma trendleri görülmediği, gözlenmiştir. Diğer taraftan bu sınıfta doğan firmaların oranının en düşük olduğu yıl 2011(%0,38) yılı iken en yüksek olduğu yıl 2019 (%0,77)’dur. Buradan bakıldığında hem orta yüksek hem de yüksek teknoloji sınıfındaki firmaların oranının en yüksek olduğu yılın 2019 yılı olması uygulamaya konulan sanayi ve teknoloji politikalarının olumlu bir sonucu olduğu düşünülmektedir. Ancak 2019 yılında kaydedilen bu olumlu gelişmeye rağmen yüksek teknoloji sınıfında doğan firmaların oranının %1 bandında bile olmaması özellikle düşünülmesi, kafa yorulması ve çok daha fazla çalışılması gereken konuların başında gelmektedir. Bilindiği üzere Dünya bir pandemi sürecinden geçmektedir. Bu süreç beraberinde riskler getirdiği gibi avantajlar da getirmektedir özellikle dijitalleşme açısından. Bu avantajlar sonuna kadar kullanılmalı ve pandemi sürecince test edilmeye devam edilmelidir. Pandemi bitse bile dijitalleşmenin getirdiği fırsatlardan başta kamu olmak üzere yararlanmaya devam edilmelidir. Yani dijitalleşmenin olanak tanıdığı uzaktan çalışmaya devam edilmelidir kamu harcamalarını azalttığı için. Diğer taraftan pandemi süreci kamu harcamaları üzerinde büyük bir baskı oluşturduğu için daha az verimli (düşük ve orta düşük teknoloji yatırımları) yatırım alanlarından daha çok verimli (orta yüksek ve özellikle yüksek teknoloji yatırımları) yatırım alanlarına kamu bütçeleri transfer edilmelidir.

Şekil 2: İmalat Sanayinde Doğan Girişimlerin Oranının Teknoloji Düzeyine Göre Dağılımı (%), 2011-2019

Kaynak: TÜİK verilerinden tarafımca analiz edilmiştir.

Değerlendirilen bulgular ışığında özetleyecek olursak ülke ekonomilerinin rekabet edebilirliklerinin ve gelişmişliklerinin temelinde aslında ürettikleri ürünlerin taklit edilemeyecek yüksek teknoloji ürünlerden oluşması ve bu ürünleri üreten firmaların oranının yüksek, ölçeğinin ise büyük olması yatmaktadır.  

Faydalı olması ve farkındalık oluşturması dileğiyle.

Bilimle ve teknolojiyle kalınız.

Yararlanılan Kaynaklar

Öne çıkan

COVID-19 ve Türkiye İmalat Sanayi Sektör Üretimlerinin Seyri

Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO) tarafından 6 Ekim tarihinde Dünya İmalat Üretimi Temmuz 2020 dönem raporu yayınlanmıştır. Raporda küresel üretimde büyüme, Covid-19’un tetiklediği ekonomik bozulmaların ardından istikrar görüntüsü vermeye ve yukarı yönlü bir trend göstermeye başlamıştır. Çin’deki son üretim verileri, salgın öncesiyle benzer büyüme oranlarına işaret ederken, diğer ülkeler daha yavaş bir hızda toparlanma eğilimi göstermiştir. Covid-19’un etkisiyle Ocak ayındaki üretim düşüşünün ardından Çin ekonomisi hızla toparlanmış ve Haziran ayında kriz öncesi üretim seviyesini de aşmıştır. Covid-19’un Latin Amerika ve Kuzey Amerika, Avrupa ve Doğu Asya gibi sanayileşmiş ülkelerdeki etkisi Mart ayından itibaren görülmüş ve en düşük üretim Nisan ayında gerçekleşmiştir.

Rapora göre Covid-19 pandemi süresince bilgisayar, elektronik ve optik ürünler, gözlemlenen tüm ülke gruplarında üretim artışı gösteren tek ürün grubu olmuştur. Ayrıca, elektrikli ekipman, kimyasal ve farmasötik ürünler diğer gruplara göre nispeten daha düşük kayıplar göstermiştir.

Covid-19 salgını nedeniyle şiddetli düşüşün ardından küresel üretimdeki toparlanma artış trendine girmeye başlamıştır. Türkiye’nin toplam üretim trendi ise UNIDO’nun 2005 yılını baz yıl olarak aldığı mevsimsel etkilerden arındırılmış temel endeksine göre Şekil 1 üzerinde 2005 yılından 2020 yılının ilk 7 ayına kadar karşılaştırmalı olarak verilmiştir.

Şekil 1: Türkiye’nin Üretim Sektörleri Toplam Endeks Trendi, 2005-2020

Kaynak: UNIDO verilerinden tarafımca analiz edilmiştir.

Şekil 1’de görüleceği üzere üretim artışlarında 2020 yılı trendinin artış göstererek 2019 yılı trendine yaklaşmakta olduğu görülmektedir. Ancak bütün zaman zemin serileri içerisinde üretimdeki en yüksek artış trendinin 2017 yılında olduğu gözlemlenmiştir.

Türkiye’nin üretim sektörleri trendini daha yakından görmek adına 2020 yılı için aylara göre toplam üretim trendi UNIDO’nun 2005 yılını baz yıl olarak aldığı mevsimsel etkilerden arındırılmış temel endeksine göre ise Şekil 2 üzerinde verilmiştir. Şekil 2’ye göre Türkiye’de üretim sektörlerinin 4. aydan sonra toparlanma seyrine girdiği, en yüksek endeks değeri gerçekleşmesinin ise 2020 yılının 7. ayında olduğu gözlemlenmiştir.

Şekil 2: Türkiye’nin Aylara Göre Üretim Sektörleri Toplam Endeks Trendi, 2020

Kaynak: UNIDO verilerinden tarafımca analiz edilmiştir.

Ürün gruplara göre üretim sektörlerindeki trendler ise 2020 yılının 3. ayından 7. ayına kadar (bu ay dahil) Tablo 1’de verilmiştir. Tablo 1’deki en sağ sütunda bar grafikteki kırmızı blok, ilgili aydaki en yüksek endeks değerini göstermektedir. Tablo 1’e göre öne çıkan bulgular şöyledir:

  • Bilgisayar, elektronik ve optik ürünlerin 7. aydaki üretim endeksi değeri bütün üretim sektörleri içerisinde en yüksek endeks değerine sahiptir. Bu ürün grubunda 4. ayda kaydedilen en düşük endeks değerinden sonra endeks değeri 5, 6 ve 7. aylarda sürekli yükseliş trendi göstererek 7. ayda en yüksek seviyesine ulaşmıştır.
  • Genel olarak istikrarlı bir seyir izleyen içecek ürün gruplarının 3. aydan itibaren yükseliş trendi gösterdiği, 7. ayda ise en yüksek seviyesine ulaştığı görülmektedir. İçecek ürün grubu, bilgisayar, elektronik ve optik ürünlerden sonra en yüksek endeks değerine sahip 2. ürün grubu olmuştur.
  • İstikrarsız bir seyir izleyen gıda ürünlerindeki üretim trendinin en yüksek olduğu ay 3. ay iken, en düşük olduğu ay 5. aydır.
  • Tekstil ürünlerinde en düşük üretim endeks değerinin kaydedildiği 4. aydan sonra istikrarlı artış trendi gözlenmiştir. Yedinci ayda ise bu ürün grubunun endeks değerinin en yüksek seviyeye ulaştığı görülmüştür.
  • Genel olarak grafiklerde kırmızı bloklara bakıldığında ürün gruplarında en yüksek endeks değerlerine 7. ayda ulaşıldığı görülmektedir.

Tablo 1: Türkiye’deki Ürün Gruplarının Aylara Göre Üretim Endeks Değerleri, 2020

Kaynak: UNIDO verilerinden tarafımca analiz edilmiştir.

Faydalı olması ve farkındalık oluşturması dileğiyle.

Bilimle ve teknolojiyle kalınız.

Not: Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz veya kopyalanamaz.

Note: It can not be cited or copied without referencing.

Yararlanılan Kaynaklar

Öne çıkan

Küresel İnovasyon Endeksi’nde Türkiye Ne Durumda?

Dünya ekonomilerini inovasyon yeteneklerine göre sıralayan Küresel İnovasyon Endeksi, ingilizce ifadeyle Global Inovation Index (GII)’in 2020 yılı raporu 2 Eylül 2020 tarihinde Dünya Fikri Mülkiyet Hakları Örgütü (WIPO) tarafından yayınlanmıştır. Endeks her yıl düzenli olarak Dünya Fikri Mülkiyet Hakları Örgütü (WIPO), INSEAD ve Cornell Üniversitesi iş birliğinde hazırlanmaktadır. İnovasyon girdileri ve çıktıları olarak gruplandırılmış yaklaşık 80 göstergeden oluşan endeks, inovasyonun çok boyutlu yönlerini incelemektedir. Küresel İnovasyon Endeksinin çerçevesi gözünüzde canlanması adına Şekil 1’de verilmiştir.

Şekil 1: Küresel İnovasyon Endeksi (GII)’nin Yapısı

Kaynak: WIPO

Küresel İnovasyon Endeksi’ne göre 2020 yılında ilk 20’ye giren ülke ekonomileri Tablo 1’de sunulmuştur. Tablo 1’e göre öne çıkan bulgular şöyledir:

  • İlk 3 sırayı 2019 yılında olduğu gibi sırasıyla İsviçre, İsveç ve ABD paylaşmıştır.  Tabloda yer alan skorlara bakıldığında genel olarak skorlarda bir artış görülmediği, aksine azalış meydana geldiği görülmektedir. Ancak skorlardaki bu azalmanın bazı ülkeler hariç sıralamaları genel olarak değiştirmediği gözlemlenmiştir. Bunun nedeni raporda belirtildiği üzere Covid-19 pandemisinin ülke ekonomilerinde neden olduğu daralma ve araştırma ve geliştirme yatırımlarında neden olduğu kesintilerdir.
  • İlk 20 ülke içerisinde en yüksek gelişme gösteren ülke ekonomisi 4 sıra birden yükselen Fransa ekonomisi olmuştur. Yeni durumda Fransa listeye 12. sıradan girmiştir. Diğer taraftan en yüksek gerileme gösteren ülke ekonomileri ise İsrail ve İrlanda olmuştur.  İsrail 2019 yılında 10. sıradan 13. sıraya, İrlanda ise 12. sıradan 15. sıraya gerilemiştir.
  • Birleşik Krallık 2020 yılında 1 sıra yükselerek Hollanda ile, Danimarka 1 sıra yükselerek Finlandiya ile yer değiştirmiştir.

Tablo 1: Küresel İnovasyon Endeksi, 2020

Kaynak: WIPO

Raporda Türkiye ile ilgili olarak yer alan son 3 yıla ilişkin istatistikler Tablo 2’de sunulmuş olup, bu tabloya göre öne çıkan bulgular şöyledir:

  • Türkiye 2020 yılında Küresel İnovasyon Endeksinde bir önceki yıla göre 2 sıra düşüş göstererek 131 ülke ekonomisi arasında 51. sırada yer almıştır. İnovasyon girdi alt endeksinde ise bir önceki yıla göre artış göstererek 56. sıradan 52. sıraya yükselmiştir. İnovasyon çıktı alt endeksinde ise bir önceki yıla göre düşüş göstererek 49. sıradan 53. sıraya gerilemiştir.
  • 2020 yılında inovasyon girdi alt endeksi inovasyon çıktı alt endeksinden daha iyi durumdadır.
  • İnovasyon girdi alt endeks sıralamasında son 3 yılda en iyi performans 2020 yılında gösterilmiştir. Diğer taraftan inovasyon çıktı alt endeks sıralamasında son 3 yılda en düşük performans ise aynı yılda gözlemlenmiştir.
  • Küresel İnovasyon Endeksi sıralamasında ise son 3 yılda en düşük performans 2020 yılında görülürken, en yüksek performans 2019 yılında görülmüştür.

Tablo 2: Küresel İnovasyon Endeksi Bulguları, Türkiye

Kaynak: WIPO

Küresel İnovasyon Endeksi’ne göre Türkiye, 37 üst orta gelir grubu ülke ekonomisi arasında 8. sırada yer alırken, Kuzey Afrika ve Batı Asya’daki 19 ülke ekonomisi arasında ise 4. sırada bulunmaktadır. Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) ile karşılaştırıldığında, Türkiye’nin performansı gelişmişlik düzeyi dikkate alındığında beklentilerin altında seyretmektedir.

Çıktı alt endeks puanının girdi alt endeksi puanına oranı anlamına gelen inovasyon etkililiği rasyosu, ingilizce ifadeyle Innovation Efficiency Ratio bir ülkenin girdileri ile ne kadar inovasyon çıktısı ürettiğini göstermektedir. Türkiye inovasyon etkililiği rasyosunda 2020 yılında 0,6’lık oranla 131 ülke arasında 54. sırada yer almıştır. İnovasyon etkililiği rasyosu 2020 yılından itibaren Dünya Fikri Mülkiyet Hakları Örgütü (WIPO) tarafından yayınlandığından önceki yıllarla birlikte bir karşılaştırma sağlanamamaktadır.

Girdi ve çıktı inovasyon endekslerinin alt endekslerinde de 2019 ve 2020 yılları karşılaştırılmış olup, öne çıkan bulgular Tablo 3’te verilmiştir. Tablo 3’e göre;

  • En yüksek performans gösterilen alt endeks 2020 yılında 28. sıraylaPazar gelişmişliği” iken 2019 yılında 40. sırada “Yaratıcı çıktılar” olmuştur.
  • En düşük performans gösterilen alt endeks 2020 yılında 94. sıraylaKurumlar” iken 2019 yılında 2020 yılına benzer olarak 85. sıradaKurumlar” olmuştur. Bu bulgudan aynı zamanda en düşük performans gösterilen “Kurumlar” alt endeksinin 9 sıra birden düşerek 2020 yılında daha da düştüğü görülmektedir.
  • Bir önceki yıla göre en yüksek gelişme gösteren alt endeks 24 sıra yükseliş gösteren “Pazar gelişmişliği” alt endeksidir. Bu endeksi sırasıyla 14 sıra yükseliş gösteren “İş gelişmişliği” ve 4 sıra yükseliş gösteren “İnsan sermayesi ve araştırma” endeksi izlemiştir.
  • Bir önceki yıla göre en düşük performans ortaya koyan alt endeks 13 sıra gerileme gösteren “Altyapı” alt endeksidir. Bu endeksi sırasıyla 10 sıra gerileyen “Yaratıcı çıktılar” ve 9 sıra gerileyen “Kurumlar” endeksi takip etmiştir.

Tablo 3: Girdi ve Çıktı İnovasyon Alt Endeksleri, Türkiye

Kaynak: WIPO

5 nolu “İş gelişmişliği” bölümünde 5.2. kodlu “İnovasyon bağlantıları” altında 5.2.1 kod ile yer alan Üniversite/Sanayi Araştırma İşbirliği endeksinde Türkiye’nin son iki yıllık gelişimi ise şöyledir: Türkiye Üniversite/Sanayi Araştırma İşbirliği alt endeksinde 2019 yılında 37 puanla 88. sırada yer alırken 2020 yılında 18 sıra birden yükselerek 40,6 puanla 70. sıraya yerleşmiştir. Bu bulgudan Üniversite-Sanayi İşbirliği programlarının endekse önemli katkı sunduğu anlaşılmaktadır.

Raporda Dünyayı etkisi alan Covid-19 pandemisinden dolayı 2020 yılında dünya ülkeleri araştırma ve geliştirme (AR-GE) yatırımlarına ayırdıkları pay düşüş göstermiştir. Diğer taraftan küresel olarak bazı ülkeler hariç ülke ekonomik büyüme hızlarında düşüş trendi öngörülmektedir. Bu nedenle Türkiye özelinde sunulan yukarıdaki bulgular çok olumsuz bir tablo çizmemelidir. Ancak bu durum ülkemizi ilerlemeden ve daha ön sıralara girmeden alı koyacağı anlamı taşımamalıdır. Türkiye nitelikli personel istihdamını ve şeffaflığı ilke edinerek ve verimsiz veya nispeten verimli alanlardan yüksek katma değerli alanlara daha fazla kaynak aktararak daha üst sıralara yükselmesi ve uluslararası arenada söz sahibi olması her zaman mümkündür. Ayrıca, 80 göstergeden oluşan endeks görev alanları itibarıyla neredeyse bütün kamu kurum ve kuruluşlarını ilgilendirdiğinden ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının bilimi rehber edinerek eş güdümlü çalışması ve süreci görmek adına belirli aralıklarla ilerleme raporları hazırlaması gerektiği unutulmamalıdır.  Raporun ana ve alt endeksler açısından detaylı bir şekilde incelenmesi, atılacak adımlar ve alınacak politika tedbirleri açısından yol gösterici olacaktır. Üretilen yeni bilgi ve yöntemlerin sahada uygulanması anlamına gelen inovasyon ile inovasyon yetenek ve becerileri geliştiği ölçüde ülke ekonomileri gelişim göstereceği ve refah seviyelerinin artacağı aşikardır.

Faydalı olması ve farkındalık oluşturması dileğiyle.

Bilimle, teknolojiyle ve inovasyonla kalınız.

Not: Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz veya kopyalanamaz.

Note: It can not be cited or copied without referencing.

Yararlanılan Kaynaklar

Düşük Doğurganlık Türkiye İçin Tehdit Mi Oluşturuyor?

Bilindiği üzere Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yakın zamanda Türkiye için önemli nüfus göstergelerinden biri olan toplam doğurganlık hızlarını açıkladı. Bir kadının doğurganlık dönemini içine alan 15 ile 49 yaş arasında doğurabileceği ortalama çocuk sayısını gösteren toplam doğurganlık hızı ürkütücü seviyelere düştü. Gelişmiş ülkelerde bir neslin yenilenme düzeyi eşik değeri 2,10 seviyesi olarak görülmektedir. Diğer bir deyişle, kadın başına ortalama doğum sayısının en az 2,10 seviyesinde olması gerekir. TÜİK tarafından 13 Mayıs 2020 tarihinde 2019 yılına ait açıklanan toplam doğurganlık hızı 2,10 yenilenme düzeyinin çok altında kalarak son 60 yılın en düşük seviyesi olan 1,88 seviyesinde gerçekleşmiştir. Tabiri caizse ülkemizin toplam doğurganlık hızları alarm vermektedir. Avrupa ülkelerine kıyasla övündüğümüz genç nüfus potansiyelimizi ve avantajımızı hızla kaybediyoruz. Ne yazık ki aynı azalma trendinin devam etmesi öngörüldüğünden bu avantajımızı koruyamayacağımızı da ifade etmek lazım. Bu düşüş trendinin devam etmesi bir yana durağan bir seyir izlemesi bile ülkeler için artık büyük bir başarı olarak görülmektedir. Zira Avrupa ülkeleri başta olmak üzere diğer Dünya ülkelerinde de toplam doğurganlık hızları düşmekte, dünya nüfusu yaşlanmaya devam etmektedir. Bazı ülkeler bu gerçeği bilerek politikalarını ona göre dizayn etmeye çoktan başlamışlardır. Örneğin, Japonya bu gerçeği çok iyi bilerek yaşlı nüfusun getireceği dezavantajları elimine etmek için Toplum 5.0 programını başlatmıştır.

Ülkeler ve bölgeler arası karşılaştırma yapılabilmesi adına TÜİK ve Dünya Bankası verileri kullanılmıştır. Dünya Bankası veri tabanında bulunan toplam doğurganlık veri setindeki zaman serisi 1960 yılından başlayıp 2018 yılında son bulduğu için adı geçen veri setinde 2019 yılına ait toplam doğurganlık hızı bulunmamaktadır. Bu yüzden TÜİK tarafından yayınlanmış 2019 yılına ait toplam doğurganlık verisi kullanılarak sonraki bölümlerde bahsedilen grafiklere yansıtılmıştır. Grafiklere toplam doğurganlık verisi grafiklere yansıtılırken ayrıca şöyle bir yol izlenmiştir: Toplam doğurganlık hızlarının genel seyrini görme adına ilk olarak 1960 yılından 2019 yılına kadar (bu yıl dahil) zaman serisi verisi verilmiş, ardından ise daha yakın plandan görebilmek adına zaman aralıkları daraltılarak toplam doğurganlık hızları sunulmuştur. Veri analizlerinde R programlama dili kullanılarak grafikler oluşturulmuştur.

Türkiye’de toplam doğurganlık hızlarının 1960 yılından 2019 yılına kadar (bu yıl dahil) geçen 60 yılda izlediği seyir, Dünya, Euro Bölgesi ve OECD Ülkeleri toplulaştırılmış toplam doğurganlık hızları ile karşılaştırmalı olarak Şekil 1’de verilmiştir. Şekil 1’de x eksenine paralel kesik mavi çizgi yenilenme düzeyi (2,10)’ni göstermektedir. Şekil 1’e göre öne çıkan bulgular şöyledir:

  • Geçen son 60 yılda genel olarak ülke ve bölgelere bakıldığında toplam doğurganlık hızları sürekli azalış trendi göstermektedir. Ancak toplam doğurganlık hızları açısından en keskin ve istikrarlı düşüş seyri Türkiye’de olduğu gözlenmiştir. Bu düşüş trendini Dünya ülkelerine ait toplulaştırılmış doğurganlık hızları takip etmiştir. Ancak Dünya ülkelerine ait toplulaştırılmış doğurganlık hızları hızlı bir düşüş seyri ortaya koysa da hala yenilenme düzeyinin altına düşmemiştir.
  • Toplam doğurganlık hızı en erken yenilenme düzeyi altına düşen ülke veya bölgeler sırasıyla Euro Bölgesi ve OECD ülkeleridir.

Şekil 1: Ülkelere / Bölgelere Göre Toplam Doğurganlık Hızlarının Yıllara Göre Dağılımı (1960-2019)

Kaynak: TÜİK ve Dünya Bankası verilerinden tarafımca düzenlenmiştir.

Şimdi de toplam doğurganlık hızlarını biraz daha yakın plandan görmek için 1989’dan 2019 yılına kadar (bu yıl dahil) geçen 31 yıllık zaman diliminde toplam doğurganlık hızlarını karşılaştırmalı olarak ele alalım. Elde edilen 31 yıllık zaman dilimine ait toplam doğurganlık hızları Şekil 2’de verilmiştir. Şekil 2’de x eksenine paralel kesik mavi çizgi yenilenme düzeyi (2,10)’ni göstermektedir. Şekil 2’ye göre öne çıkan bulgular şöyledir:

  • Türkiye’nin 31 yıllık zaman diliminde toplam doğurganlık hızları 60 yıllık zaman dilimindeki izlenen seyre benzer olarak diğer ülke veya bölgelere göre en keskin düşüşe sahip ülkedir. Toplam doğurganlık hızlarındaki bu keskin düşüsün en yüksek olduğu yıl 2019 yılıdır.
  • Son 31 yıllık zaman diliminde Euro Bölgesi ve OECD ülkelerinin toplam doğurganlık hızları 2,10 olan yenilenme düzeyinin altında kalmıştır. OECD ülkelerinin toplam doğurganlık hızları yenilenme düzeyinin altında kalsa da Euro Bölgesi toplam doğurganlık hızlarından daha yüksektir. Euro Bölgesi toplam doğurganlık hızlarının dip yaptığı yıl 1995 iken, OECD ülkelerin toplam doğurganlık hızlarının dip yaptığı yıl ise 2018 yılıdır.

Şekil 2: Ülkelere / Bölgelere Göre Toplam Doğurganlık Hızlarının Yıllara Göre Dağılımı (1989-2019)

Kaynak: TÜİK ve Dünya Bankası verilerinden tarafımca hazırlanmıştır.

Toplam doğurganlık hızlarını daha da yakın plandan görmek için 1999’dan 2019 yılına kadar (bu yıl dahil) geçen 21 yıllık zaman diliminde toplam doğurganlık hızlarını karşılaştırmalı olarak değerlendirelim. Elde edilen 21 yıllık zaman dilimine ait toplam doğurganlık hızları Şekil 3’te sunulmuştur. Şekil 3’te x eksenine paralel kesik mavi çizgi yenilenme düzeyi (2,10)’ni göstermektedir. Şekil 2’ye göre öne çıkan bulgular şöyledir:

  • Türkiye’de son 21 yıllık zaman diliminde toplam doğurganlık hızının en yüksek seviyesine ulaştığı 1999 yılında kadın başına ortalama doğum sayısı 2,56 olarak gerçekleşmiştir. Bu bulgu aynı zamanda son 21 yılda yenilenme düzeyi (2,10)’nin üstünde gerçekleşen en yüksek toplam doğurganlık hızıdır.
  • Türkiye’de toplam doğurganlık hızının en düşük seviyede gerçekleştiği 2019 yılında kadın başına ortalama doğum sayısı 1,88 olarak gerçekleşmiştir. Bu bulgu aynı zamanda son 60 yılda yenilenme düzeyinin altında gerçekleşen en düşük toplam doğurganlık hızıdır.

Şekil 3: Ülkelere / Bölgelere Göre Toplam Doğurganlık Hızlarının Yıllara Göre Dağılımı (1999-2019)

Kaynak: TÜİK ve Dünya Bankası verilerinden tarafımca hazırlanmıştır.

Toplam doğurganlık hızlarını çok daha yakın plandan görmek için 2009’dan 2019 yılına kadar (bu yıl dahil) geçen 11 yıllık zaman diliminde toplam doğurganlık hızlarını karşılaştırmalı olarak inceleyelim. Elde edilen 11 yıllık zaman dilimine ait toplam doğurganlık hızları Şekil 4’te verilmiş olup,  Şekil 4’te x eksenine paralel kesik mavi çizgi yenilenme düzeyi (2,10)’ni göstermektedir. Şekil 4’e göre öne çıkan bulgular şöyledir:

  • Türkiye’de son 11 yıllık zaman diliminde toplam doğurganlık hızı (TDH)’nın en yüksek seviyesine ulaştığı 2009 yılında kadın başına ortalama doğum sayısı 2,17 olarak gerçekleşmiştir. Bu bulgu aynı zamanda son 11 yılda yenilenme düzeyi (2,10)’nin üstünde gerçekleşen en yüksek TDH’dır.
  • Türkiye’de son 11 yıllık ve 60 yıllık zaman diliminde toplam doğurganlık hızı 2016 (TDH=2,09) yılından itibaren yenilenme düzeyinin altına inmeye başlamış ve bu düşüş trendi bir daha yenilenme düzeyinin üstüne çıkmamıştır. Aksine 2016 yılından itibaren toplam doğurganlık hızları yenilenme düzeyinin altında sürekli olarak azalmaya devam etmiş ve 2019 yılında bu azalış trendindeki artış zirveye ulaşmıştır.
  • Türkiye’de toplam doğurganlık hızının en düşük seviyede gerçekleştiği 2019 yılında kadın başına ortalama doğum sayısı 1,88 olarak gerçekleşmiştir. Bu bulgu aynı zamanda son 11 ve 60 yılda yenilenme düzeyinin altında gerçekleşen en düşük toplam doğurganlık hızıdır.
  • Euro Bölgesi ve OECD ülkelerinde toplam doğurganlık hızları yenilenme düzeyinin altında azalış gösterse de Türkiye’deki kadar keskin bir azalış trendi söz konusu değildir.

Şekil 4: Ülkelere / Bölgelere Göre Toplam Doğurganlık Hızlarının Yıllara Göre Dağılımı (2009-2019)

Kaynak: TÜİK ve Dünya Bankası verilerinden tarafımca hazırlanmıştır.

Toplam doğurganlık hızlarını Japonya’yı dahil ederek görmek için 1960’dan 2019 yılına kadar (bu yıl dahil) geçen 60 yıllık zaman diliminde toplam doğurganlık hızlarını karşılaştırmalı olarak inceleyelim. Elde edilen 60 yıllık zaman dilimine ait toplam doğurganlık hızları Şekil 5’te verilmiş olup,  Şekil 5’te x eksenine paralel kesik mavi çizgi yenilenme düzeyi (2,10)’ni göstermektedir. Şekil 5’e göre öne çıkan bulgular şöyledir:

  • Geçen son 60 yılda genel olarak ülke ve bölgelere bakıldığında toplam doğurganlık hızları sürekli azalış trendi göstermektedir. Ancak elde edilen bulgulardan toplam doğurganlık hızları hem düşük olması hem de toplam doğurganlık hızları uzun yıllar yenilenme düzeyinin altında seyretmesi açısından Japonya diğer ülkelere göre en dezavantajlı ülke olduğu görülmektedir. Diğer taraftan ülke ve bölgeler içerisinde toplam doğurganlık hızları açısından en keskin ve istikrarlı düşüş seyri Türkiye’de olduğu gözlenmiştir.

Şekil 5: Ülkelere / Bölgelere Göre Toplam Doğurganlık Hızlarının Yıllara Göre Dağılımı (1960-2019)

Kaynak: TÜİK ve Dünya Bankası verilerinden tarafımca hazırlanmıştır.

Toplam doğurganlık hızlarını Japonya özelinde daha net görebilmek adına 1960’dan 2018 yılına kadar (bu yıl dahil) geçen 59 yıllık zaman diliminde toplam doğurganlık hızlarını ele alalım. Elde edilen 59 yıllık zaman dilimine ait toplam doğurganlık hızları Şekil 6’da verilmiş olup, Şekil 6’da x eksenine paralel kesik mavi çizgi yenilenme düzeyi (2,10)’ni göstermektedir. Şekil 6’ya göre öne çıkan bulgular şöyledir:

  • Geçen son 59 yılda Japonya’nın toplam doğurganlık hızları sadece 1965, 1968-1973 dönemlerinde yenilenme düzeyinin çok az üstünde gerçekleşmiştir. Bu dönemler dışındaki yıllarda toplam doğurganlık hızları sürekli olarak yenilenme düzeyinin altında kalmakla birlikte toplam doğurganlık hızlarının dalgalı bir seyir izlediği gözlemlenmiştir. Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu 2005 yılında kadın başına düşen ortalama çocuk sayısı 1,26’dır.

Şekil 6: Japonya’nın Toplam Doğurganlık Hızlarının Yıllara Göre Dağılımı (1960-2018)

Kaynak: TÜİK ve Dünya Bankası verilerinden tarafımca hazırlanmıştır.

Toplam doğurganlık hızları neden düşüyor?

Toplum doğurganlık hızlarının düşme nedenleri arasında evrensel gerçekler olduğu kadar ülke gerçekleri de mevcuttur. Evrensel gerçeklerden bahsetmek gerekirse öne çıkabilecek birkaç neden şöyle belirtilebilir:

  • Özellikle kadın tarafından bakıldığında eğitim düzeylerinin yükselmesi doğurganlık hızlarını düşürmektedir. Diğer bir ifadeyle, eğitim düzeyi ile doğurganlık hızı ters orantılıdır.
  • Refah düzeylerinin artması doğurganlık düzeyini azaltmaktadır.
  • Kariyer odaklı beklentilerinin artması doğurganlık düzeylerinde azaltıcı yönde etkide bulunmaktadır.

Türkiye açısından bakıldığında doğurganlık hızlarının azalmasında öne çıkabilecek birkaç neden şöyle ifade edilebilir:

  • Kadınların işgücü piyasasına katılımının hızla artma eğilimi göstermesi hem çocuk sayısı kararını hem de çocuk yapma kararını ertelemektedir. Bu durum beraberinde geniş aileden çekirdek aile yapısına geçişi de hızlandırmış ve hızlandırmaya devam etmektedir.
  • İşsizlik oranının yüksek olmasına bağlı olarak özellikle erkeklerin bir gelecek kuramama endişesi yaşaması doğurganlık hızlarını olumsuz etkilemektedir.
  • Geleneksel evlilik kurumuna atfedilen kutsiyetin yavaş yavaş ortadan kaybolması ve birlikte yaşam (cohabitation) kültürünün ön plana çıkmaya başlaması doğurganlık hızlarını olumsuz yönde etkilemektedir.
  • Hem erkek hem de kadın tarafında evlilikten beklentilerin giderek artması doğurganlık hızları üzerinde olumsuz etkiye sahiptir.

Bahsedilenlere bakıldığında çok iç açıcı şeylerden bahsetmesek de bu nedenlere bakarak bundan sonra alınabilecek politika tedbirlerinin özellikle eğitim ve teknoloji bağlamında neler olabileceğini ele alabiliriz. Hal böyle olunca duruma göre ülke olarak pozisyon almamız ve gerçeği kabullenmemiz gerekir.

Peki bu durumda ne yapmalıyız?

Doğurganlık hızlarının düşmesine bağlı olarak çalışma çağındaki nüfusun azalması önümüzdeki yıllarda sigorta sistemimiz veya sistemleri üzerinde ciddi sıkıntılar oluşturacaktır. Bu durumda verimlilik esas alındıktan sonra bir yandan eğitim kalitesini yükselterek diğer yandan da hızla dijitalleşmenin yolunu açarak emin ve istikrarlı adımlarla ilerlemek zorundayız. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünya ülkelerinin birçoğu yaşlanan nüfusun sigorta sistemleri üzerine getireceği yükleri elimine etmek veya azaltmak için 4. sanayi devrimi olarak da adlandırdığımız sanayinin dijitalleşmesine ve tam otomasyona doğru adımlar attığı görülmektedir. Benzer şekilde Japonya’nın yaşlanan nüfusunun bir sonucu olarak bilgi toplumundan akıllı topluma geçişi amaçlayan ve 2015 yılında Beşinci Bilim ve Teknoloji Temel Planı (The 5th Science and Technology Basic Plan) raporu ile ortaya konulan Toplum 5.0 da böyledir. Esasında buradan bakıldığında bu adımlar mantıklı görülmektedir. Çünkü çalışma çağındaki nüfusun giderek azalan bir seyir izlemesi ve doğurganlık hızlarına bağlı olarak nüfusun yenilenme düzeyinin altında azalan bir seyir izlemesi bu adımları haklı kılmaktadır.

Diğer taraftan işveren tarafından bakıldığında ise dijitalleşme ve tam otomasyona geçiş firmalara verimlilik artışı sağlayarak hem rekabet avantajı hem de daha hızlı büyümelerine imkan sunacaktır. Şimdi şöyle düşünelim; dijitalleşme ve tam otomasyon işverenlerin iş kazalarındaki sorumluluğunu ve kıdem tazminatları ödenmesini azaltacaktır ve zamanla belki de bazı yüksek teknoloji sınıfındaki sektörlerde bu yükümlülükleri tamamen ortadan kaldıracak, buna bağlı olarak istihdam azalacaktır. Bu büyük bir artı olarak düşünülmesi gerekir işveren tarafında. Ancak devlet tarafından bakıldığında istihdam azalışı olması olumsuz yorumlanabilecek bir durum ortaya koyacaktır. Hal böyle iken devlet özellikle otomasyonun ve yapay zekâ teknolojilerinin hat safhaya ulaşacağı teknoloji yoğun sanayi sektörlerinin dışında istihdam artışı sağlamanın yollarını arayacaktır. Bu durumda ise ülkemiz sahanın ihtiyaçlarına uygun nitelikli eğitimin önünü açarak hizmet sektörleri başta olmak üzere insan kaynağı yetiştirmesi her zamankinden daha önemli hale gelecektir. 

Bahsedilenler özetlenecek olursa doğurganlık hızının yenilenme düzeyinin altında olması büyük bir dezavantaj görülse de bu durumun nitelikli eğitime ve dijitalleşmeye geçişi zorunlu kılacak olması açısından büyük bir avantaj sağlamaktadır eğer sürdürebilir adımlar atılırsa. Bu yönde ülkemizin attığı adımlar elbette mevcuttur ve esasen dijital teknolojilerde ülkemiz nispeten iyi durumdadır fakat özellikle bu teknolojilere yönelik kurumsallaşma adımlarının atılması ve tamamlanması bağlamında yeterli değildir. Benzer şekilde doğurganlık hızlarının en azından belirli seviyede durağan bir seyir izlenmesinin sağlanması adına aile politikalarının ve sosyal politikaların tekrar gözden geçirilerek ülke gerçekleri ve toplumsal dokuya uygun olarak revize edilmesi önemle tavsiye edilmektedir. Bu nedenle atılan veya atılacak bu adımları sürdürülebilir kılmak için kısır ve verimsiz tartışma ve konu alanlarından uzak durularak ve ülkemiz gerçekleri dikkate alınarak ivedi bir şekilde politika tedbirlerinin alınması ve kurumsallaşma adımlarının tesis edilmesi gerekir.

Faydalı olması ve farkındalık oluşturması dileğiyle.

Bilimle ve teknolojiyle kalınız.

Saygılarımla.

Analizlerde kullanılan veri setini aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

Makalenin pdf versiyonunu aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

Not: Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz veya kopyalanamaz.

Note: It can not be cited or copied without referencing.

Yararlanılan Kaynaklar

Türkiye’deki COVID-19 Pandemisinin Büyüklüğü: Size of the Covid-19 Pandemics in Turkey

Dünyayı derinden etkileyen koronavirüs pandemisinin mevcut durumdaki büyüklüğünü ortaya koymaya yönelik geliştirdiğim epidemiyolojik dalga boyu modelleri Yale Üniversitesi destekli Uluslararası Tıp Arşivinde ön baskı olarak yayınlanmıştır. Bu modeller kullanılarak Türkiye’deki koronavirüs salgınının büyüklüğü dalga boyu uzunluğu olarak hesaplanmıştır. Analizde kullanılan vaka sayılarına ilişkin veri seti Sağlık Bakanlığı resmi web sitesinden edinilmiştir. Elde edilen bulgular Şekil 1’de verilmiştir. Şekil 1’e göre öne çıkan bulgular şöyledir.

  • Görülen koronavirüs vakalarının dalga boyu (Wc) 31. gün olan 11.04.2020 tarihinde zirveye ulaştığı, bu tarihten sonra vaka sayılarının düşmesine bağlı olarak ivme kaybettiği gözlenmiştir.
  • Koronavirüs hastalığından ölen vakaların dalga boyu (Wd) ise 36. gün olan 16.04.2020 tarihinde en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Ölen vakaların dalga boyu ölüm vakalarındaki azalmayla doğru orantılı olarak az da olsa azalma yönünde bir eğilim sergilediği görülmüştür.
  • Koronavirüs hastalığından iyileşen vakaların dalga boyu (Wc) ise 37. gün olan 17.04.2020 tarihinde en yüksek seviyesine ulaşmıştır. İyileşen vakaların dalga boyu, bu tarihten sonra ise azalma trendinden sonra tekrar yükselişe geçmiştir. İyileşen dalga boyunun yükseliş trendi göstermesi olumlu yorumlanması gereken bir bulgudur.
  • Koronavirüs salgınındaki net dalga boyu (Wnet) ise vaka, ölüm ve iyileşen dalga boylarından oluşmakta ve salgının net büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgulardan net dalga boyu uzunluğunun 15. gün olan 26.03.2020 tarihinde zirveye ulaştığı, bu tarihten sonra ise genel olarak istikrarlı bir şekilde azaldığı gözlemlenmiştir.

Not: Bu makale 20 Mayıs 2020 tarihinde Sanayi Gazetesi’nde yayınlanmıştır. Linki: http://www.sanayigazetesi.com.tr/turkiyedeki-covid-19-pandemisinin-buyuklugu-makale,1813.html.

Yararlanılan Kaynak

  • Bulut T. New Epidemiological Model Suggestions Revealing Size of Epidemics Based on the COVID-19 Pandemic Example: Wavelength Models. medRxiv; 2020. DOI: 10.1101/2020.04.07.20056432.          
  • Sağlık Bakanlığı, https://covid19.saglik.gov.tr/